Lilypie 3rd Birthday PicLilypie 3rd Birthday Ticker

KÜÇÜK PRENS FURKAN

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Kategori: COCUKCA


Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Kategori: COCUKCA

ÇOCUKLARA MASALLAR

 

TEMBEL SERÇE

O gün anne ve babaları komşulara oturmaya gideceklerdi. Onları yalnız bırakmamak için komşuları yaşlı serçeyi çağırdılar. Çocukların başlarında durmasını rica ettiler. Yaşlı serçe onları kırmadı. Zaten çoktan beri minik serçeleri görmemişti. Bu fırsatı değerlendirmek için yuvaya geldi. Minik serçeler onu görünce çok sevindiler. Hemen onun çevresine toplandılar ve ona anılarından anlatması için yalvarmaya başladılar.

Yaşlı serçe başından geçenleri anlatmaya başladı. Geçmişiyle ilgili anıları anlatmak ona neşe veriyordu. Bazen minik gözlerini kısıyor ve hatıralarına dalıyordu. Bazen hayret ettiği zamanlar bu küçük gözleri iri iri açılıyordu.

Yaşlı serçe'nin bir anısı çocukların çok dikkatini çekti. Hepsi hayretle onu dinliyorlardı. Tık ses çıkmıyordu. Bütün gözler dedelerinin minik gagasındaydı. Ondan çıkan cik cik sesleri onların dikkatini çeken tek şeydi.

Yaşlı serçe şöyle bir kanatlarını açıp kapadı ve sözlerine devam etti:

" Ben o günlerde hımbıl ve tembeldim. Yuvadan asla çıkmazdım. Annem bana:

' Haydi uç artık!' dediğinde:

'Ben daha küçüğüm!' derdim. Halbuki iyice büyümüştüm, kanatlarım da kuvvetlenmişti.

Hatta bazen bir süre uçar hemen yuvaya dönerdim. Annem bana kızardı.

'Niçin uçmayı sürdürmüyorsun?' derdi. Ben ise:

'Daha çok küçüğüm de ondan. Hem de kanatlarım çok çabuk yoruluyor.' derdim. Annem benimle bir türlü başa çıkamazdı.

'Niçin biraz gayet etmiyorsun. Uçmayı dene. Uzun süre süzül şu mavi göklerde. Bak nasıl güçleneceksin.'

Ben yine aynı sözleri tekrar ederdim: ‘Ben daha küçüğüm.’

Annem buna çok üzülürdü. Bana ne söylediyse devamlı uçurmayı başaramadı.

Bir gün yuvadan çıkmıştım. Bir söğüt dalına konmuş şarkı söylüyordum. Bir süre sonra yuvama gidecektim. Hımbıl hımbıl oturmak işime geliyordu. Nasıl olsa ben minik yavruydum. Annem de yanıbaşımdaydı. Yiyecekler ayağıma kadar geliyordu. Sadece ayağıma mı? Ağzıma kadar uzatılıyordu. Ben annemin ağzımın içine bıraktığı kurtçukları, yemleri afiyetle yiyordum. Onun için rahatım yerindeydi.

İşte şu şarkı bitince hemen evime dönecektim. Sonra kanatlarımı büzüp annemi bekleyecektim.

Şarkım bitmişti. Ama ben:

'Annem gelmeden şöyle bir dolaşayım. Etrafta ne var ne yok öğreneyim?' dedim. Sögüt dallarının arasından çıktım. Mavi gökyüzü sanki üstüme eğilmiş beni selamlıyordu. Bir kaç parça bulut gök yüzünde kanat açmış beyaz kuşlar gibi uçuyordu. Ben bu güzel havanın tadını çıkarmak istiyordum. Ama planım annem gelmeden yuvaya dönmekti. Çünkü annemin benim uçtuğumu öğrenmemesi gerekti. Dedim ya hımbıl ve tembeldim o zamanlar.

Bir ara bir ses duydum. Arkama baktım. Uzaktan kara bir şey bana doğru geliyordu. Önce pek korktum. Sonra korkumu kendi kendime yok etmeye çalıştım.

'Bu da annem gibi benim nazımdan anlayacak biridir.' dedim.

Ama o kara şey yaklaştıkça maksadının kötü olduğunu anladım. Kor gibi gözleri vardı. Beni yiyecek gibi bakıyordu uzaktan. Ben birden toparlandım. Kanatlarımın bütün gücünü kullanarak uçmaya başladım. O kovalıyor ben kaçıyordum.

Kara şey o kadar hızlı uçuyordu ki anlatamam. Ben ona yakalanmamak için uçarken nefes nefese kalmıştım. O bir taraftan beni kovalıyor bir taratan da:

'Ben atmacayım, seni yiyeceğim.' diye bağırıyordu.

Ben bu sefer iyice endişelendim. Artık kaçmak bana farz olmuştu.. Bir an durmak ölümüm demekti.

O kovaladı, ben kaçtım, o kovaladı ben kaçtım... Aman Allah'ım nasıl uçuyordum bir görseniz! Karşısındaki minik serçeler bu sözler karşısında gülüşüyorlardı. Onun:

'Ben kaçıyordum o kovalıyordu.' dediği zaman gözlerinin iri iri açılışını görüyorlar ve katıla katıla gülüyorlardı.

'O gün uzun süre bu kaçıp kovalamaca devam etti. Ben iyice uçmayı öğrenmiştim. Vücudumda gizli bir güç olduğunu o gün farkettim. Annemi boş yere üzdüğümü anladım. Ben uzun süre uçmayı daha önceleri denemeliydim. Zavallı annemi bana bakmaya mecbur bırakmamalıydım.

Evet o gün atmaca sanki bana uçma dersi vermişti.

Uçmanın ne olduğunu, yaşam gücünün kendi kanatlarımızda ve yüreğimzde olduğunu anladım."

Minik serçeler masalın sonunu merak ediyorlardı.

“Eee,” dedi bir tanesi. "Sonra ne oldu. Atmaca seni yakaladı mı?”

Serçe güldü:

"Beni yakalasaydı şimdi burada olur muydum, akıllım." dedi.

Bunun üzerine diğer minik serçeler de gülüştüler.

Yaşlı serçe onları daha fazla merakta bırakmak istemiyordu. Konuşmasına devam etti:

"O gün o kadar uçtum ki anlatamam. Ben daha ilk uçuşum olduğu için güçlüydüm. Bunun zevkini yaşıyordum. Uzun bir süre sonra uçmak bana zevk bile verdi. Atmaca bunun farkında değildi. Beni yorulur ve pes eder, en sonunda teslim olur zannediyordu. Halbuki benim teslim olmaya, bu yarışı kaybetmeye hiç niyetim yoktu. En sonunda pes eden kendisi oldu. Bir ara arkama baktım, kimsecikler yoktu. Uzakta kara bir şey o olmalıydı. Bana bakıyordu. Biraz üzgündü.”

"Neden?" dedi kuşlar.

"Tabiî beni yiyemediğinden." dedi yaşlı serçe. Sonra minik serçelerle birlikte katıla katıla güldüler.

"Eee ondan sonra?" dedi bir serçe. "Ondan sonra?"

"Ondan sonra artık ben uçmayı öğrenmiştim. Hımbıllıktan da kurtulmuştum. Annem benim o günkü neşeme çok şaştı.

'Sana ne oldu böyle?' dedi. Eskiden yuvada miskin miskin otururdun. Bugün neşen yerinde. Yuvanın çevresinde fır dönüyorsun.'

Ben anneme:

'Şimdi beni seyret!' dedim. Annem bana baktı. Ben kanatlarımı açtım ve yuvadan çıktım. Gök yüzünde ince kavisler çizerek uçtum, uçtum... Annem hâlâ bana bakıyordu. Dalın ucundaki yuvamızdan beni şaşkın gözlerle izlediğini farkediyordum. Ben bir saate yakın oradan oraya uçtum durdum. Sonra yuvamıza geri döndüm. Annem o kadar sevinmişti ki anlatamam. O günden sonra artık yuvada oturmadım. Gezdim tozdum, oynadım."

Kuşlar bu hikâyenin mânâsını az çok farketmişlerdi. Tembelliği nasıl yeneceklerini bu olaydan anlamışlardı.

Ama bu konularda hikâyeler pek işe yaramazdı. Onlara da bir gün bir atmaca musallat olmadan uçmayı öğrenemeyeceklerini biliyorlardı. Biraz sonra komşulara oturmaya giden anne ve babaları gelmişti. Onlar yaşlı serçeye teşekkür ettiler. Yaşlı serçe: "birşey değil." dedi. Sonra da onlara iyi geceler dileyip yuvasına uçtu gitti?

Anne ve baba serçe, miniklerin yüzlerindeki mutluluğu gördü. "Yaşlı serçe yine size anılarından anlattı değil mi?" dediler. Hepsi de "evet!" diye bağrıştılar. "Nasıl güzel miydi?" diye sordular

Onlar hep birlikte:

"Evet!" dediler.

Baba serçe:

"Öyle hep bir ağızdan bağırmayın. Komşuları uyandıracaksınız." dedi.

Anne serçe:

"Haydi şimdi uyumaya." diyerek kanatlarını açtı. bütün yavrular onun kanatları altına girip derin bir uykuya daldılar.
 

 

 

 

 

DENİZLER KRALI

Bir gün Denizarslanı balığı denizde yüzüyordu. Gün ışığı denizin yüzeyinden ta aşağılara doğru süzülüyor ve her tarafı ışıtıyordu. Böylece rengârenk bir ortam oluşuyordu denizin içinde.

Deniz mercanları ise bu renkli ortamın ortasında gülümser gibiydi.

Deniz yosunları yeşil bakışlarıyla çevreyi süzüyordu. İstiridyeler, gümüş rengi balıklar ve binlerce güzellik içinde yüzüyordu deniz arslanı.

Bir ara aklına bir şey geldi. Madem ki ormanların kralı arslan o yörelerin kralıdır öyleyse o da denizlerin kralı olmalı değil miydi? Bu düşünce bir süre sonra onun kafasında iyice yer etti.

Yüzgeçlerini sağa sola sallarken içinde bu ümit vardı. Hayâlleri sınırsızdı. Şöyle bir kral olduğunu düşündü. Bütün deniz canlılarının karşısında iki büklüm olduğunu hayâl etti. Sonra kurumlu kurumlu yüzmeye başladı.

O sıra yanından kılıç balığı geçiyordu. Denizarslanının kurumlu kurumlu yüzüşüne bir anlam veremedi.

"Ne oldu bu hayvana böyle. Yüzmesi bile değişmiş, diye düşündü kılıç balığı. Sonra ona doğru yaklaştı ve:

"İyi günler deniz arslanı." dedi.

Denizarslanı başını yavaş yavaş çevirdi sesin geldiği yöne doğru. Bu ağır davranışı karşıdakini küçümsemesindendi.

"İyi günler!" dedi dilinin ucuyla.

Kılıç balığı:

"Bugün bir başkalık seziyorum sizde."

"Olabilir!" dedi denizarslanı.

Kılıç balığı:

"Sanki havanız değişik gibi. Biraz kibirli yüzüyorsunuz."

Deniz arslanı:

"Elbette kibirlenirim!" dedi. "Ben denizlerin kralıyım. Ormanların kralı arslansa, ben de denizlerin kralıyım."

Kılıç balığı güldü bu sözlere. Bu minik hayvan neler söylüyordu böyle. Ona:

"Dostum senden daha büyük deniz canlıları varken böyle bir şeyi nasıl düşünebilirsin?"dedi.

Deniz arslanı güldü:

"Benden daha büyük deniz canlıları mı?" dedi. Sonra kahkaha atarak:

"Benden daha büyük var mı bu denizde?" dedi. "Elbette yok!" diye kendi sorusunu cevapladı.

Kılıç balığı ona baktı ve öfkeli bir şekilde:

"Sen kendini ne sanıyorsun böyle!" dedi. "Minik bir vücudun var o kadar. Bu vücutla mı balinalara, köpek balıklarına kral olacaksın?

Deniz arslanı ona bakıp, kaşlarını çattı ve:

"Ben deniz arslanıyım. Denizde Ormanlar kralı arslana en çok ben benziyorum. Bu sebepten bu yerlerin kralı olmaya ben layıkım!" dedi.

Kılıç balığı bu balığa söz anlatamayacağını anladı. İsimden ve biraz da cisimden kaynaklanan benzerlikle kendini dev aynasında gören bu balığı terk etti, gitti.

Deniz arslanı yavaş yavaş yüzmesine devam etti. Ama yüzerken bütün canlılara yukardan bakıyordu. Hatta daha yukardan bakmak için biraz daha yukarılara çıktı. Yüzmesine denizin üstünde devam etti.

Biraz sonra papağan balığıyla karşılaştı. Papağan balığı ona baktı ve değişikliği hemen sezdi.

O da bir zamanlar kendini papağana benzetmişti. Bir süre hep konuşmuş ve başka canlıların söylediği şeyleri tekrar etmişti. Çevresindeki canlılar ondan rahatsız olmaya başlamışlardı. Ama sonradan bu hastalığı geçti. Kendinin bir papağan olmadığını anladı. Bunu nasıl mı başardı. Elbette bilgelere danışarak.

Bu durum başına daha önce geldiği için papağan balığı, deniz arslanının durumunu yadırgamadı. Bunun geçici bir kendini beğenmişlik, hatta bir yanılma olduğunu anladı.

Bu sebepten kılınç balığı gibi kızmadı. Onun yanına yaklaştı ve onun gururunu kırmadan konuştu:

"Denizler kralı nasılsınız? "dedi. Deniz arslanı bu sesin sahibini hemen tanımıştı. Ona baktı ve şaşırdı.

"Nihayet akıllı birisi benim kral olduğumu anladı." dedi kendi kendine. Sonra da:

"İyiyim!" dedi papağan balığına. "Benim kral olduğumu nasıl anladınız?" diye sordu papağan balığına.

O sakin bir şekilde cevap verdi:

"Bunda anlaşılmayacak ne var?" dedi.

"Baksanıza görünüşünüz arslana ne kadar benziyor. Siz olsa olsa bu denizlerin kralısınızdır!" dedi.

Deniz arslanı ona baktı ve:

"İsmim de arslan zaten!" dedi.

"Elbette seni tanıyorum. Senin ismin deniz arslanı."

"Hah şunu da bileydin." dedi deniz arslanı gururlu bir şekilde.

Sonrada yakınır gibi:

"Ama kılıç balığı bunu pek anlamadı. Zaten akılsızın biridir o."

Papağan balığı:

"Sizin denizlerin kralı olduğunu anlayamadı demek!"

"Elbette." dedi deniz arslanı.

"Bunu anlamamak için bir canlı çok ahmak olmalı!" dedi papağan balığı.

Bunun ardından sohbetleri koyulaştı.

Papağan balığı ona en sonunda:

"Gel seninle bizim sakallı karidese gidelim!" dedi. "Hem ziyaret ederiz, hem de ona bir şeyler sorarız. Bilgi sahibi oluruz." dedi. Deniz arslanı önce direndi ise de sonra kabul etti. Papağan balığı ona:

"Bak dedi, bütün krallar bilgelerden faydalanmalıdır. Sadece güç ve kuvvetle devlet idare edilmez." dedi. "Bunun yanında bilgi de gerektir!" diye sözlerini bitirdi.

Deniz arslanı papağan balığına hak verdi ve beraberce sakallı karidesin bulunduğu yere doğru yüzdüler. Sakallı karides o gün biraz durgundu. Onları görünce neşesi yerine geldi ve onları evine davet etti. Bir mercanın yanındaydı evi. Öteden beriden konuştular önce. Sonra söz dönüp dolaşıp benzerliklere geldi. Papağan balığı sözü bilinçli bir şekilde bu konuya getirmişti. Ama deniz arslanının bundan haberi yoktu.

Papağan balığı bir soru sordu sakallı karidese:

"Bilge karides." dedi."Bir şeyin aslı ile benzeri arasındaki farkı anlatır mısın?"

Bilge karides ona baktı ve gülümsedi. Meseleyi hemen anlamıştı. Bilge olduğu için konuyu birkaç cümle ile açıkladı.

"Bak." dedi papağan balığına:

"Şimdi sen." dedi "Papağana benziyorsun ama papağan değilsin. Eğer papağan olsaydın zaten sularda yaşamazdın. Bir şeyin aslı ile benzeri farklıdır. Bunun yanında deniz atına dikkat et, bak. Yüzü bir ata benzer. Vücut özellikleri kanguruyu hatırlatır. Hâlbuki ne attır ne de kanguru. Eğer kendini at veya kanguru zannederse bu yanlış olur.

Onlara benziyebilir ama benzerlikler o şeylerin aslı olduğunu göstermez."

Deniz arslanı onları dinliyordu. Her söz kafasını allak bullak ediyordu.

Bir müddet bu nasihatları dinlediler her ikisi de.

Oradan ayrıldıklarında gün batmıştı. Deniz canlılarının saçtıkları ışıklar arasından yüze yüze yuvalarına gidiyorlardı.

Papağan balığı bir ara deniz arslanına dönüp baktı. O eski kurumlu yüzüşü yoktu. Buna çok sevindi papağan balığı. Demek ki sakallı karidesin anlattıkları deniz arslanını etkilemişti.

Tam ayrılacakları an deniz arsalını papağan balığına:

"İyi ki bugün sakallı karidese uğradık. Ne bilge şey öyle!" dedi. "Cidden benim içimdeki yanlış duyguları sildi süpürdü. Ben ne kadar yanlış düşüncelere girdiğimi onu dinleyince anladım.

Verdiği misaller beni çok etkiledi. Düşündüm taşındım ve ben denizler kralı olmaktan vazgeçtim. Zaten vücudumda buna uygun değil. Balinanın bir lokması bile etmem ben. Onu nasıl idare edeyim. Güç ve kuvvet de bir yerde önemlidir değil mi?"

Papağan balığı ona gülümsedi, sonra da:

"Çok doğru söylüyorsun deniz arslanı." dedi. "Bizler asla birkaç benzerlikten dolayı kendimizi o şeyler gibi görmemeliyiz. Kendimiz ne isek o olmalıyız. Yoksa hem kimliğimizi yitiririz hem de gücümüzü.

"Taş yerinde ağırdır!" derler. Onu kaldırırsan başka yerde ağırlığı kalmayabilir.

Her iki dost ayrılırken denizin içi bazı canlıların yaydığı aydınlıkla sanki düğün yeri gibiydi. Deniz arslanı o günden sonra bir daha bu yanlış düşünceye girmedi. Kendisi oldu ve rahat etti. Taklitten kaçındı ve huzur buldu.

 

 

 

 

 

TOMBUL FİL

Yavru Tombul Fil o gün epey düşünceliydi. Hergün şen şakrak oynayan fil, o gün hiç gülmüyordu.
Yanından geçen tavşan Uzun Kulak, maymun Maki bile onu güldüremediler.

Neden mi? Sebebi açık. Yine aklına bir soru takılmıştı. Bu seferki sorusu değişikti onun.

Hüzünlü bir şekilde yürüyordu yolda. Bir ara arslan Kaygısız onu gördü ve:

"Ne o Tombul, bugün yüzün hiç gülmüyor?"

Tombul Fil:

"Hiç" dedi "Bir şey yok."

Kaygısız:

"Bir derdin varsa söyle, derman olalım!" dedi gülerek.

Tombul Fil ona baktı ve:

"Hiç bir derdim yok!" dedi.

Sonra yoluna devam etti. Biraz sonra karşısına Ayı Yogi çıktı Tombul Filin. O da:

"Yahu nedir o yüzünden düşen bin parça? Sen böyle değildin Tombul. Biraz gül, biraz neşelen bakalım."

Tombul Fil:

"Yok, size öyle gelmiştir!" dedi.

Ayı Yogi:

"Bana mı öyle geldi? Allah Allah, yoksa bende bugün bir hâl mi var?" dedi gülerek.

Sonra Tombul Fil’e:

"Bu dünya üzülmeye değmez!" dedi.

"Bak bana, nasıl şen şakrak dolaşıyorum ormanda! Bir elim yağda bir elim balda. Sen de ye iç, oyna. Üzülmeye gerek yok."

Tombul Fil ona:

"Yok ben zaten üzgün değilim!" dedi. "Size öyle gelmiştir!" dedi tekrar. Sonra yoluna devam etti.

Biraz sonra karşıdan Hacı Leylek geliyordu. Leylek bir yere konmuş dişisini bekliyordu.

Onu gören Hacı Leylek:

"Ne o tombul, canını sıkkın görüyorum. Bir derdin varsa söyle çare bulalım?"

Tombul Fil:

"Bir derdim yok. Bugün üzerimde bir ağırlık var da..."

Halbuki bir derdi vardı Tombul'un. Ama kimseye açmak istemiyordu derdini. Belki yanlış anlaşılır, diye açmıyordu.

Leylek:

"Eğer derdin var da bize söylemiyorsan darılırım. Biz hayvanlar bir aileyiz. Birbirimizin derdine ortak olmayacağız da kimin derdine ortak olacağız?"

Tombul onun iyilik severliğine teşekkür etti ve oradan ayrıldı.

Biraz sonra sevdiği yaşlı bir fille karşılaştı. Yaşlı fil ona:

"Bugün üzgün görünüyorsun. Keyfini kaçıran bir şey mi oldu, söyle? Eğer biri seni üzdüyse onu da söyle."

Tombul Fil yaşlı fili çok severdi. "Hayır, derdim yok!" dedi.

"Ama kafama bir şey takıldı. Onu bir türlü çözemiyorum."

"Neymiş o çözemediğin konu?" dedi yaşlı fil.

Tombul:

Kafama takılan konu şu:

"Çoğu hayvanın bir sürü kardeşi var. Benim ise bir tane bile yok. Bu çok üzüntü veriyor bana. Yalnız kalıyorum. Oynayacak bir kardeşim bile yok. Niçin bizim de tavşanlar gibi bir sürü kardeşimiz olmuyor?"

Yaşlı fil güldü onun sözlerine.

"İlahi tombul!" dedi hortumuyla onun sırtını okşayıp.

"Düşündüğün şeye bak. Eğer bizler de tavşanlar gibi bol bol üreseydik ne olurdu şu ormanın hali? Onlar zayıf hayvanlar olduğu için bol üremeleri gerekli; çünkü avlanıyorlar. Etleri yeniyor. Ama biz öyle miyiz? Ne etimiz yenir ne de bir işe yararız. Bir dişlerimiz var. Başka bir şeyimiz yok değerli olan.

Bir de bizler kuvvetli hayvanlarız. Onun için neslimizin yok olması zordur. Fakat bir tavşan veya kuş cinsi hayvanlar, tabiatın zor şartlarına çok kez dayanamaz. Bazen soğuk, bazen kar kış, bazen yağmur sel onları yok eder. İşte o zaman diğer kardeşleri yetişir imdada. Böylece bu güzel ve minik hayvanların soyu tükenmemiş olur."

Tombul Filin bu açıklama çok hoşuna gitmişti. Yüzü şimdi gülmeye başladı. Yaşlı fil:

"Sen kardeşin yok diye üzülme! Ben seninle oynarım. Haydi bakalım var mısın benimle koşu yarışına?" dedi. Tombul Fil koşmayı çok severdi. Onun gibi bir yakını olması onu ferahlatıyordu. "Varım." dedi gülerek Tombul. Sonra beraberce koşa koşa ormanın derinliğinde gözden kayboldular.

 

 

 

KARINCA İLE PEYGAMBER DEVESİ

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Pireler berber iken, develer tellal iken. Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Bir minik karınca varmış. Boyu bir santim kadarmış.

Minik karıncanın boyu küçük olmasına küçükmüş, ama mahareti büyükmüş.

Bahçelerin, bağların havalandırılma görevini yerine getiriyormuş. Büyük karıncalar yuva yapıyorlar; o ise denetliyormuş bütün bunları.

Ama gel zaman git zaman bu yerlere bir sürü haşarat musallat olmuş. Yuvalarını bozup dağıtmaya başlamışlar. Karıncalar bundan çok üzüntü duymuşlar. Ama dertlerini dökecek hiç kimseleri yokmuş. Onlar çalışkan; ama kuvvet yönüyle güçsüz varlıklarmış.

Bu sebepten bu haşaratlarla savaşmak onlar için güçmüş.

Bir gün karıncalar kendi aralarında toplanmışlar ve bir karara varmışlar. Kendilerine bir koruyucu bulmaları gerektiği sonucuna varmışlar. Ama bunun kim olduğu üzerinde bir fikirleri yokmuş. Karıncaların en bilgesi böyle bir koruyucu görevi yapacak birini tanıdığını söylemiş. Onlar şaşkınlıkla ona bakmışlar.

"Kim bu canlı?" demişler.

Karıncaların en bilgesi:

"Peygamber devesi!"demiş. Hiçbirisi böyle bir ismi daha önce duymamış.

"Kimdir bu peygamber devesi, neyin nesidir?" demişler.

"Sizi tanıştıracağım." demiş karıncaların en bilgesi.

Sonra beraberce ormana gitmişler. Bir müddet dolaştıktan sonra uzakta bir canlı görmüşler. Ellerini açmış dua eden bir canlı imiş bu. Karıncaların bilgesi uzaktan onu işaret etmiş.

"İşte, derdimizin çaresi olsa olsa bu canlı olabilir." demiş

Hepsi, bu ellerini yukarıya açmış dua eden derviş kılıklı canlıya bakmışlar. Onun böyle bir işin üstesinden geleceğinden şüphe etmişler.

"Hakikaten sen bu işin çaresinin bu canlının olduğuna inanıyor musun?" demişler. Bilge onlara:

"Hem de tamamiyle inanıyorum." demiş.

"Pekala, gidelim bir konuşalım." demiş karıncalar. "Pek ümidimiz yok, ama neyse!"demişler. Sonra da beraberce ona doğru yürümüşler. Peygamber devesi onların geldiğini hiç duymamış. Kendinden geçmiş bir halde dua ediyormuş durmadan.

Bir ara bilge karınca ona seslenmiş.

"Sayın efendimiz, sizinle konuşmaya geldik. Bir derdimiz var." diye ilave etmiş.

Peygamber devesi gözlerini açmış ve çevresine bakmış. Bilge karıncayı ve onun yanındakileri görünce şaşırmış. Hele minik karıncayı görünce iyice hayret etmiş. Bilgeye dönüp:

"Kimsiniz, necisiniz, benden ne istiyorsunuz?" diye sormuş. Bilge karınca olan biteni anlatmış. Durumlarını tek tek aktarmış ona.

Peygamber devesi bu duruma pek üzülmüş. Ama elinden bir şey gelmeyeceğini söylemiş karıncalara. Bilge karınca ve çeveresindekiler ona yalvarmışlar. "Bizi bu felaketten kurtar." demişler. Biz, demişler toprağın nefes almasını ve havalandırılmasını istiyoruz. Bu sebepten yuvalarımızı yerlere kazıyoruz. Ama bizim bu çalışmamıza bedel haşaratlar bizleri telef ediyorlar.

"Sizin bu işe bir dur demeniz gerekmez mi?" diye konuşmuşlar. Peygamber devesi bir müddet düşünmüş sonra da:

"Pekala." demiş "Şu miniğin hatırına size yardım edeceğim!" demiş. Nedense minik karıncaya kalbi ısınmış peygamber devesinin.

Onun minik bir karınca oluşu ve böyle büyük işlere girişmesi onu epey etkilemiş.

Beraberce yürümüşler ve olayın geçtiği yere varmışlar. Peygamber devesi bakmış ki bütün yuvalar haşaratlarla dolu. Hatta kertenkeleler bile onların yuvasına musallat olmuş.

Bunun üzerine hemen işe girişmiş. Birkaç gün içinde bütün böcekleri, haşaratları temizlemiş.

İşini bitirdikten sonra karıncalara veda etmiş. Bütün karıncalar bu olağanüstü böceği günlerce hayranlıkla seyretmişler. Onun tek başına bütün haşaratları yerle bir ettiğini görmüşler. "Bu ne müthiş bir güç!" diye birbirine onu övüyorlarmış. Hatta birkaç tane zehirli böceği bile yemiş peygamber devesi. Ama midesi o kadar sağlammış ki bir şey olmamış.

Minik karınca öne çıkmış ve ona:

"Ne olur bizden ayrılma!" demiş. Başımıza bir daha böyle bir felaketin gelmesini istemiyoruz!" diye söylemiş.

Peygamber devesi ona bakmış ve şefkatle:

"Üzülme sen küçüğüm, eğer haşaratlar tekrar gelirse ben size yardım ederim. Şimdi gitmem gerekli" demiş. Tam giderken karıcaların bilgesi sormuş:

"Bütün bu yetenekleri sen nereden öğrendin. Hem böylesine sağlam bir miden var, hem de çevik hareketlere sahipsin. Zararlı bir canlı da değilsin. Böylesine nasıl güçlü olabiliyorsun?" diye sormuş.

Peygamber devesi bu soruya elleriyle cevap vermiş. Onları gökyüzüne doğru açmış...

 

 

HACCA GİDİŞ

Evvel zaman içinde malı mülkü dünyaya sığmayacak kadar zengin bir adam varmış. Bu adamın aynı zamanda kıskançlıkta üzerine yokmuş.



Bir gün, bu zengin adam hacca gitmeye karar vermiş. Yola koyulan adamın önüne bir süre sonra çok büyük bir dağ çıkmış. Bunun üzerine adam, dağın geçidinden geçmeye tam karar vermişken geçidin ortasında küçük bir kutu görmüş. Ondan sonra adamcağız kutunun içindekini merak edip kutuyu açınca bir de ne görsün! Kutudan küçücük bir yılan çıkmış ve yılan yavaş yavaş büyüyerek dağın geçidini kaplayacak büyüklüğe erişmiş. Korkudan dili tutulan adam ne yapacağını bilemez olmuş. Bunun üzerine zengin adam, büyük yılandan, geçitten geçmek için izin istemiş ama ne yaptıysa yılanı ikna edememiş. O anda nereden çıktığı belirsiz beş atlı adam belirmiş adamın yanında.

Adama:
“Hey, zengin kişi burada ne işin var, ne yapıyorsun buralarda?” diye sormuşlar.
Adam:
“Adamcağızlar ne yapayım, buradan geçmeye çalışıyorum ama sizin de gördüğünüz gibi geçmek mümkün değil.
Zengin adamın bu sözü üzerine beş atlı adam yılanı yolun ortasından çekilmesi için ikna etmeye çalışmışlar, ama ne yaptılarsa nafile. Yılanın ikna olmayacağına kanaat getiren adamlar atlarını düze sürüp oradan ayrılmışlar.
Zengin adam çaresizlik içerisinde yılanın yoldan çekilmesini beklerken birdenbire otuz atlının kendisine doğru yaklaştığını görmüş.

Adamlar, zengin adamın yanında durup ona:

“Hey, zengin kişi burada ne yapıyorsun?” diye sormuşlar.

Adam:

“Şu karşımda duran yılanın yolumdan çekilmesini bekliyorum.”demiş.

Bunun üzerine adamlar yılana:

“Ey yılan, sen niçin bu adamın yolunu kesiyorsun?”demişler.

Yılan adamlara dönerek:

“Bu kıskanç ve yardımı sevmeyen adama geçit vermek istemiyorum.”demiş.

Yılan bunları söylerken aniden zengin adamın yanında yaşlı, topal bir adam belirmiş. Yaşlı, topal adam zengin adama dönerek sormuş:

“Ey, zengin adam, ne için burada öylece duruyorsun?” demiş.

Bunun üzerine zengin adam yaşlı adama dönerek:

“Durmayıp da ne yapayım, görmüyor musun ki bu büyük yılan bana geçit vermiyor.”demiş. Yaşlı adam yılana bakarak:

“Ey yılan, seni daha önceden buralarda hiç görmemiştim, buralara nereden geldin böyle.”demiş. Geçitte öylece yatan büyük yılan, yaşlı adama:

“Ben hiçbir yerden gelmedim, şuracıkta görmüş olduğun kutunun içinden çıktım.”demiş. Bunun üzerine yaşlı adam:

“Sen ancak şu zengin adamı aldatabilirsin, sen bu koskoca gövdenle nasıl olur da bu küçücük kutudan çıktığını söylersin, buna inanmak mümkün değildir.” demiş.
Yılan:

“Neden inanmıyorsun? İstersen sana gösterebilirim.” diyerek yavaş yavaş küçülmeye başlamış ve kutunun içine girerek kutudan başını çıkarmış, sonra da adama dönerek:

“İşte gördün ya, sığabiliyorum.” demiş.

Yaşlı, topal adam:

“Başını da kutuya sokabilir misin?” demiş.

Yılan bu söz üzerine kutunun dışında kalan başını da kutuya sokmuş. Bunun üzerine yaşlı adam hemen kutunun ağzını sıkıca kapamış. Zengin adama dönerek:

“Ey insanoğlu, senin yanına önce gelen beş atlı, senin beş vakit namazındır. Ondan sonra gelen otuz atlı, senin tutmuş olduğun otuz günlük orucundur. Ben ise, vaktiyle bir garibe vermiş olduğun yarım ekmek parçasının sevabıyım. Ama vermiş olduğun ekmek parçası yarım olduğun için, benim de bir ayağım senin de gördüğün gibi aksak kaldı.” demiş.


Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Kategori: COCUKCA

ÇOCUK FIKRALARI

 

23 Nisan da çocuk ögretmenine sorar:
Ögretmenim 23 Nisan çocuklarin bayramidir degil mi? Ögretmen:
Evet diyerek soruyu cevaplar.

Çocuk :
Ögretmenim siz söylemistiniz; bayramlarda insanlar dinlenir ve birbirlerini ziyaret ederler degil mi.

Ögretmen :
Evet yavrum.

Çocuk :
Anlamadigim bir sey var? "NIYE 23 NISAN DA EN ÇOK YORULAN BIZ OLUYORUZ".

 

******

 

Ali ilk okul gününden geldikden sonra çantasını fırlatır. Bunun üzerine Annesi cocuga sorar neoldu diye. Cocuk da derki:
-Anne ben okula gitmek istemiyorum. Ögretmenim zaten hicbirsey bilmiyor.Herseyi bize Soruyor. Nasıl Ögretmen yaptilarsa onu..

 

******

 

Ders cografya dersi, Türkiye haritasi tahtada asili. Ögretmen herzamanki gibi çocuklara cografya kitabindan sayfa numaralarini vererek okumalarini ister ve bütün siniflarda yaptigi gibi posetinden sislerini çikararak örgü örmeye baslar. Dersin ortalarina dogru müdür ve müfettis kapida belirince telaslanan ögretmen örgüsünü firlatarak surat kipkirmizi ayaga kalkar.Kendi için ördügü etek ise haritanin asili oldugu çiviye takilmistir.
Müfettis dersin nasil gittigini sorup çocuklara birkaç soru soracgini belirterek Ali'yi ayaga kaldirir.
-Türkiye'nin baskenti neresi oglum
Ali:
-Ankara hocam
müfettis tekrar Ali'ye:
-Harita bilgin nasil?Bana dogum yerini gösterebilirmisin?
Ali Sinop dogumludur ve ögretmeninin etegi Sinop'un üstünü kapatmaktadir. Biraz duraksadiksan sonra ögretmenine
-Eteginizi kaldirirmisiniz hocam dogum yerimi göstericem.

 

******

 

Alican fizik dersindeymiş... Hoca bütün öğrencileri kaldırıp rutin sorular soruyormuş..." Otobüstesin çok sıcak ne yaparsın? Öğrenci: camı açarım, Hoca: söyle giren havanın sürtünme katsayısı, Öğrenci: bilmiyorum, Hoca: otur sıfır" bu böyle bir değil iki değil bütün sınıfta sürmüş herkes dökülüyor... Alican kalkmış... Hoca: oğlum otobüstesin çok sıcak ne yaparsın? AliCan: Ceketimi çıkarırım. Ama oğlum çok sıcak... Gömleğimi çıkarırım... oğlum çok çok sıcak... Alican dayanamamış: Hocam anamı da becerseniz size o camı açtırmam....!


 

******

 

Ögretmen küçük Ahmet'e sordu:
-Iki yüzlü kime derler?
-Okula, güler yüzle gelen ögrenciye!


******

 

Bir gözlem:
Üniversitenin ilk günü dekan bir sinifa girdi ve "Günaydin!" dedi.
Sinif hep birden
"Günaydin, hocam!" deyince,
"A! Siz birinci sinifsiniz," dedi.
Sonra açikladi:
"Bir hoca sinifa girip
"Günaydin!" dediginde, hepsi, "Günaydin, hocam!" derse, birinci siniftirlar; gazetelerini ortadan kaldirip kitaplarini açarlarsa ikinci siniftirlar; hocayi görmek için gazetelerinin yukarisindan bakarlarsa üçüncü siniftirlar; ayaklarini siraya koyup gazetelerini okumaya devam ederlerse dördüncü siniftirlar.

Hoca içeri girip "Günaydin!" dediginde, bunu not aliyorlarsa master ogrencisidirler."

 

******

 

Okula yeni gelen öğretmen ilk dersinde öğrencilere ilginç bir çağrıda bulunmuş:
-"Kendini geri zekalı hisseden varsa ayağa kalksın..."
Sınıfta çıt yok. Nihayet biri kalkmış:
-"Siz kendinizi geri zekalı mı hissediyorsun?"
-"Hayır", demiş çocuk,
-"Ama sizin tek başına ayakta kalmanıza gönlüm razı olmadı da..."

 

******

 

Öğretmen, tarih dersinde Hasan`a sordu :
-Bana yüzyıl önce olmayan birkaç şey söyle bakalım.
Hasan düşündü :
-Örneğin ben yoktum, dedi.Öğretmen güldü :
-Biliyorum senin olmadığını, dedi ve başka örnekler vermesini istedi.
-Örneğin siz de yoktunuz!

 

******

 

Karnesini yeni alan Ahmete annesi sorar:
-Oğlum karnen nerde
-Anne arkadaşıma ödünç verdim
-Niye oğlum

-Babasını korkutacakmışta


Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Kategori: COCUKCA


Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usFURKANImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

BEN FURKAN 23.06.2006 4.30 CUMA 3.330GR 54CM BABAMIN KAN GURUBUNU ALMIŞIM A(RH)+
gif animation

Image Hosted by ImageShack.usBağlantılarImage Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us Ana Sayfa
Image Hosted by ImageShack.us Profilim

Image Hosted by ImageShack.usKategorilerImage Hosted by ImageShack.us

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Google
Web www.blogcu.com
Wizard Animation

furkan
seraplaherseyyy

Image Hosted by ImageShack.usArkadaşlarImage Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us kelebekk
Image Hosted by ImageShack.us tutuklanandestanlar
Image Hosted by ImageShack.us serinmavi
Image Hosted by ImageShack.us blogekle
Image Hosted by ImageShack.us pastaland
Image Hosted by ImageShack.us bahargunesi
Image Hosted by ImageShack.us filizatalay
Image Hosted by ImageShack.us seraparda
Image Hosted by ImageShack.us bayansanem
Image Hosted by ImageShack.us baharcicegi
Image Hosted by ImageShack.us anneyim
Image Hosted by ImageShack.us melekannem35
Image Hosted by ImageShack.us sundusce
Image Hosted by ImageShack.us gulizce
Image Hosted by ImageShack.us baturay2002
Image Hosted by ImageShack.us aslanomer
Image Hosted by ImageShack.us masalmutfagi
Image Hosted by ImageShack.us yemektariflerim
Image Hosted by ImageShack.us meyvelerinfaydalari
Image Hosted by ImageShack.us egeberkay
Image Hosted by ImageShack.us oguzhan86
Image Hosted by ImageShack.us yeteneklerimm
Image Hosted by ImageShack.us sacmodelleri
Image Hosted by ImageShack.us ataberkbilgic
Image Hosted by ImageShack.us lezzetliyemek
Image Hosted by ImageShack.us cocuklardayaraticilik
Image Hosted by ImageShack.us ertunungunlugu
Image Hosted by ImageShack.us edatuana
Image Hosted by ImageShack.us sifaniyetine
Image Hosted by ImageShack.us seckinceorguler
Image Hosted by ImageShack.us lezzetvadisi
Image Hosted by ImageShack.us sevinlibebek
cursor Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Image Hosted by ImageShack.usSon Sayfa Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us